Medya, bazen sesini çıkaramayanların sesi olamıyor! Pazara gitmek için hazırlandığınızda, eşinizin acil ihtiyaçlarını sıraladığını düşünün. Bir kâğıda not alıyorsunuz: 1 kilo domates, 1 kilo salatalık, 3-4 kilo patates, 4-5 limon, 1 demet maydanoz, 1 kilo soğan. Bu ürünler, hemen hemen her evin mutfağında bulunması gereken temel malzemeler. Ancak, pazara çıktığınızda, bu ürünleri temin edemediğinizi fark ediyorsunuz. Fişiniz boş; sanki bu durum sizin hatanızmış gibi başınız öne eğiliyor. O hafta da değişen bir şey yok: Bakkal defterine yazılan ekmek, makarna, salça… Çocuklarınıza okulda başarılı olurlarsa almayı vaat ettiğiniz çikolata ya da meyve bile aklınıza gelmiyor. Çünkü çocuklarınız, maaşınızın yalnızca yılda bir kez yeterli olabileceğinin farkında; oysa siz aylardır maaşınızı alamıyorsunuz.
O küçük not kâğıdınız, halkın sesini duyurmak için gittiğiniz yerlerde yankılanıyor. Ancak karşınızda “iktidarın ete kemiğe bürünmüş” haliyle yüzlerce polis bulunuyor. Sesinizi duyurmak istediğinizde, karşınıza çıkan manzara tam anlamıyla bir trajedi. Ama duygusal yaklaşmaktan kaçınalım; sonuçta bu bir haber. Peki ya medya?
İnternette gezinirken, Sabah, Hürriyet, aHaber, Milliyet, Türkiye, Akit gibi haber sitelerini ziyaret ediyorsunuz. Madencilerin durumu hakkında tek bir satır bile bulamıyorsunuz. Aslında böyle bir durumun olacağını biliyorsunuz ama yine de gözlerinizle görmek ve madencilerin dışında hangi “önemli” haberlere yer verildiğini anlamak istiyorsunuz. Gördükleriniz ise pek iç açıcı değil: Başkan Erdoğan’ın Trump’la yaptığı telefon görüşmesi, Türkiye’nin NATO’da ABD’nin boşluğunu doldurup dolduramayacağı, İstanbul’un Dubai’nin yerini alıp alamayacağı gibi konular. Sağlık haberleri arasında ise “Sivilce sıkmanın tehlikeleri” ve “Güneş kreminin etkinliği” gibi başlıklar yer almakta.
Muhalefet, CHP, entelektüel düşmanlık… Bunlara alışkınız artık. Ne de olsa “doktor dövme” ile övünenlerle aynı havayı soluyoruz. Ancak, iktidarın “yoksullara yardım” adı altında kapınıza bıraktığı kömürü kim kaldırır? Sıradan insanların gündelik yaşam mücadelesi, nasıl bir açlıkla sonuçlanır? Bu duruma nasıl duyarsız kalınabilir? Sıradan vatandaşlar, bunları düşünmeyi çoktan bıraktı. Peki ya medya?
Medyanın dilsiz şeytanlarıyla da tanıştık, biliyoruz. Hepsinin nasıl lüks içinde yaşadığını, Başkan’ın uçağında dünya turuna çıktığını ve 5-6 yıldızlı otellerde konakladığını biliyoruz. Ama bu irtifalardan, aşağıdaki işsizin, madencinin görünmediğini de biliyoruz. Yine de, haberlerin olması lazım. Yolun sonuna geldiler. Madenciler, siz görseniz de görmeseniz de Türkiye’ye bir gerçeği anlattı. “Zalimin zulmü” sosyal medya ve gerçek haber kanalları aracılığıyla somut bir şekilde ortaya kondu. Bu gerçeği saklayamazsınız; zulmü silemezsiniz.